Sayfalar

LINE ile sevdiklerinize ücretsiz internet hediye edin!

Dünyanın önde gelen mobil platformu LINE, 50MB ücretsiz internet olanağı sağlayarak kullanıcılarının iletişim olanaklarını artırmalarına ve birbirleriyle dayanışmalarına katkıda bulunuyor.  Mesajlaşma, yüksek kalitede sesli ve görüntülü arama, sesli mesaj, fotoğraf ve lokasyon göndermeyi bir arada ve ücretsiz sunan LINE, kullanıcılarına 50 MB’lık interneti ücretsiz sunmakla kalmıyor, aynı zamanda  internet paketi kazananlara isterlerse bunu başkalarına hediye etme olanağı da yaratıyor.

Yalnızca LINE kullanıcılarına sunulan kampanyaya katılmak için çok basit ve eğlenceli bir yol bulunmuş:

Öncelikle telefonunuza LINE’ı indirmeniz gerekiyor: http://line.me/tr/download

1) Etkinlik haftası olan 26 Mayıs - 1 Haziran tarihleri arasında LINE arkadaşlarınıza en az 3 farklı günde mesaj, sticker ya da fotoğraf gönderin.

2) Mesaj gönderdiğiniz her gün için 1 puan kazanacaksınız.

3) 3 puanı topladığınızda, ücretsiz 50 MB internet sizin olacak!

Gerekli puana ulaştıktan sonra LINE Türkiye resmi hesabı tarafından iki hafta içerisinde bilgi mesajı alacaksınız. Mesajda belirtilen alana internet paketinin yüklenmesini istediğiniz telefon numarasını girmeniz yeterli. İnternet paketi giriş yaptığınız anda geçerli olacak ve 24 saat boyunca kullanılabilecek. Bilgi mesajının size ulaşabilmesi için LINE Türkiye resmi hesabını arkadaşınız olarak eklediğinize emin olun. Bunun için; LINE’ın ana menüsünde yer alan Diğer/Daha Fazlası > Resmi Hesaplar bölümünü kullanabilirsiniz.

50 MB’lık internet paketi, Turkcell abonesi numaralar tarafından kullanılabiliyor.  “Ama benim hattım Turkcell değil” diyorsanız üzülmeyin, bilgi mesajıyla birlikte gelen formu doldururken arkadaşlarınız ya da sevdiklerinizin numarasını girerek kazandığınız internet paketini onlara hediye edebilirsiniz.

Ücretsiz internet paketinize hemen sahip olmak için LINE yükleyin! http://line.me/tr/download
Bir boomads advertorial içeriğidir.

Samsung, Hayalinin Peşinden Gidenleri Arıyor

Samsung,dünya çapında ses getiren “Hayalinin Peşinden Git” kampanyası ile  tutkusunun peşinden koşanları başvuruya davet ediyor.

İstanbul, 07 Şubat 2014 - Samsung Electronics, tüm dünyada hayallerini ve tutkularını hayata geçirmek için teknolojiyi kullanan insanların sahip oldukları potansiyeli keşfetmeyi, paylaşmayı ve desteklemeyi hedefleyen “Hayalinin Peşinden Git” kampanyasını Türkiye’de başlattı. Başarılı mesleki kariyerleriyle tanınan ünlü mentorların da, başvuranlara fikir önderliği yapacağı kampanyaya başvuru için  www.hayalininpesindengit.com adresi ziyaret edilebilir. Kampanyaya başvurular 28 Şubat 2014 tarihine kadar devam ediyor.


“Hayalinin Peşinden Git” kampanyasının kazananları, Samsung ve mentor desteğiyle potansiyellerini açığa çıkararak, hayallerini gerçeğe dönüştürme fırsatını yakalıyor.

Her gün, heyecan verici şeyler yapmak için Samsung ürünlerini kullanan insanlardan ilham alan kampanya; tutkulu kullanıcıları hayallerini ve fikirlerini paylaşmaya davet ediyor. Fotoğrafçılık, mutfak sanatları, spor ve girişimcilik alanlarında başvuruların kabul edildiği kampanyanın kazananları  projelerini hayata geçirme evresinde Samsung’un teknoloji desteğinin yanı sıra, aralarında Fotoğrafçı ve eğitmen Muammer Yanmaz, Kantin’in sahibi ve şefi Şemsa Denizsel, Spor spikeri ve yazarı Caner Eler ve B-Fit’in kurucu ortağı, girişimci ve Schwab Vakfı tarafından “2013 Yılının Sosyal Girişimcisi” seçilen Bedriye Hülya’nın da bulunduğu mentorlerin tecrübelerinden faydalanma fırsatı da bulacak.    

Samsung Electronics Türkiye Başkanı Yoonie Joung projeyle ilgili olarak;  “Samsung olarak teknolojinin, hayal gücüyle bir araya geldiğinde insanların hayatına anlam kazandırdığına inanıyoruz. Dünyanın dört bir yanında insanlar, Samsung teknolojisini kullanarak farklı ve yenilikçi başarılara imza atıyor. Ortaya çıkan hikayelerin yarattığı ilham doğrultusunda geliştirdiğimiz “Hayalinin Peşinden Git”  kampanyasını Türkiye’de hayata geçirmekten mutluluk duyuyoruz. Diliyoruz ki bu proje ile, Türkiye’deki tüketicilerimizin sadece kişisel tutkularını keşfetmelerine değil, aynı zamanda dünya üzerindeki diğer tüketicilere de ilham vermelerine yardımcı olacağız” dedi.

Katılım koşulları

“Hayalinin Peşinden Git” kampanyasına  www.hayalininpesindengit.com adresinden ya da Samsung Türkiye Facebook sayfasındaki “Launching People” uygulamasından başvurmak mümkün. Başvurular, 28 Şubat 2014 tarihine kadar gerçekleştirilebilecek.
Bir boomads advertorial içeriğidir.
-->

Avrasya Maratonu'nda AKUT Sizin Hayat Nefesiniz!


“HER ADIM BİR NEFES”

17 Kasım 2013 tarihinde düzenlenecek olan Avrasya Maratonunda AKUT, Adım Adım Oluşumu ile birlikte, “HER ADIM BİR NEFES” sloganı ile koşuyor.

Sadece koşmayan, koşarken başkalarına da yardım etmeyi ilke edinmiş gönüllülerden oluşan Adım Adım, Türkiye’nin ilk yardımseverlik koşu grubudur.

AKUT, Arama Kurtarma Derneği,  gönüllülük, karşılıksız yardımseverlik, insan hayatına değer vermek,  dürüstlük ve güvenilirlik ilkeleri ile Türkiye’nin yanı sıra, dünyanın büyük afetlerinde de ülkemizi temsil etmiş ve Birleşmiş Milletler’in dünya afetleriyle mücadele gücüne dâhil edilerek Türkiye’nin Birleşmiş Milletler tarafından akredite edilmiş ilk ve tek, gönüllülerden oluşan arama kurtarma ekibi olmuştur. 1996 yılında kurulduğu günden bu yana gerçekleştirdiği 1.434 operasyonda, 1.812 insanın hayatını kurtarmıştır. Yaşamı kutsal ve en değerli olarak kabul eden AKUT gönüllüleri, aynı zamanda 111 operasyonda 225 hayvanın da kurtarılmasını sağlamıştır.

Doğal afetlerde, enkazda, doğada, karda, kışta, gece gündüz demeden zor durumda kalan herkese hatta tüm canlılara yardımcı olan AKUT, Adım Adım’la Avrasya Maratonu’na katılarak zor durumda kalan daha çok yaşama nefes aldırabilmek, daha fazla hayat kurtarabilmek için duyarlı vatandaşlarımızı bağış yapmaya davet ediyor.

“HER ADIM BİR NEFES” sloganı ile koşacak - yürüyecek olan gönüllüler,  doğal afetler sonucu binlerce insanımızı yitirdiğimiz felaketlerde AKUT için destek oluşturacaklar. Elde edilecek bağışlar, arama ve kurtarma çalışmalarında kullanılan araçlar, tıbbi ve teknik malzeme gibi önemli operasyonel lojistik ihtiyaçların karşılanmasını sağlayacaktır.

Siz de, Adım Adım ile AKUT için “HER ADIM BİR NEFES” projesini destekleyin,  nice hayatlar kurtarılmasına yardımcı olun, küçük bir destekle bir hayat da siz kurtarın...

Desteğin için gerekli banka hesap detayı:

Banka Havalesi:

AKUT Arama Kurtarma Derneği

Türkiye İş Bankası

Şube : Gayrettepe Şubesi (1080)
Hesap no : 801384
İban no : TR47 0006 4000 0011 0800 8013 84
Açıklama : AA/AdınızSoyadınız/BağışcıAdSoyadı

Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.

Tchibo'yla yaz kış demiyoruz, spora gidiyoruz!

 
Tchibo her hafta yenilenen temaları, modayı kaliteyle bütünleştiren ürünleri ve lezzetli kahveleriyle sevdiğimiz markalardan biri. Peki Tchibo’nun hikayesi nasıl başladı?

Önce kısa bir özet geçelim. 1949 yılında Max Herz ve Carl Tchilling posta yoluyla kahve satma fikriyle çıktı yola. Kahve yanında kahve kaşığı gibi küçük hediyeler yolluyorlardı aynı zamanda. Bu küçük hediyeler mevzuat gereği yollanamayınca onlar da düşük bir ücret karşılığı bu ürünleri satmaya başladı ve gıda dışı sektöre girişin ilk tohumları atılmış oldu. Tchibo, kahve satışlarına devam ederken 1973 yılında farklı konseptlerde gıda dışı ürünleri mağazalarında satmaya başladı ve dünyada eşi benzeri olmayan bu yeni iş modeliyle büyük başarı yakaladı. Hepimizi cezbeden ve her hafta yenilenen Tchibo ürünleri hayatımıza girdi böylelikle.

Bir Tchibo mağazasına girdiğinizde sizi karşılayan harika bir kahve kokusu duyuyorsunuz. Ürünlere bakmak için sabırsızlansanız bile kahve standının önünden güç bela ayrılıyor ve ürünlere doğru yöneliyorsunuz. Ürünlerin birçoğu yıllardır arayıp da bulamadığınız türden, hayat kolaylaştıran, doğayla dost ürünler. Örneğin geçen haftalarda satışta olan telsiz zımba. Bu zımba, diğerlerinden farklı olarak kağıtları katlayarak zımbalıyor ve hem elinize batan zımbalardan sizi kurtarıyor hem de doğaya daha az zarar veriyor. Tchibo ürünlerinin kalitesi, alanında uzman kişiler tarafından çok sıkı ve acımasız testlerden geçiyor ve sadece testi geçebilenler satışa sunuluyor. Bunun dışında tüketicilerin kendi evlerinde yaptıkları acımasız testlerden de başarıyla geçmiş bu ürün. Tchibo ürünlerinin kalitesine bir kez daha inanmış oldum böylece.

Gelelim Tchibo’nun bu haftaki temasına; Spora Gidiyoruz. Eğer “Bu havada da spor yapılmaz ki canım!” diyenlerdenseniz, bahanelerinizi bir kenara bırakın çünkü “Spora Gidiyoruz” temasında her hava koşulunda spor yapmanız için size gerekecek birbirinden farklı, şık ve uygun fiyatlı ürünler var. DryActive Plus malzeme ürünler, terin üstünüzde kurumasını engelleyecek, ecorepel® malzeme ise yağmurda koşarken sizi su damlalarından koruyacak. En doğru koşu ayakkabıları ve aksesuarlar ile de setinizi tamamlarsanız, yağmur çamur demeden koşmaya hazırsınız!

Spora Gidiyoruz temasındaki tüm ürünler birbirinden güzel ama içlerinden seçerek birkaçına daha geniş yer verelim. Konu spor olunca en önemlisi ayakkabı oluyor. Tchibo’nun bu temadaki Koşu Ayakkabısı, topuk ve bunyon bölgesindeki baskı elemetiyle son derece rahat ve hava geçiren filtreli yapısıyla da ayağınızı terletmiyor. Kadın ve erkek için iki farklı seçeneği bulunan ayakkabı aynı zamanda çok da şık ve hiçbir yerde bulamayacağınız kadar kaliteli ve uygun fiyatlı. Ayakkabınızı aldınız ve koşmaya başladınız diyelim, nabzınızı kim ölçecek? Tchibo bu ayrıntıyı atlamamış ve temaya Nabız Ölçer Saat de eklemiş. Bu saat kalp frekansınızı, koştuğunuz mesafeyi, ortalama hızınızı ve yaktığınız kaloriyi adım adım ölçüyor ve parmak dokunuşunuzla nabzınızı ölçüyor. Üstelik su geçirmiyor. Spor yaparken en önemli ama genelde atlanan ayrıntılardan biri iç çamaşırı. Özellikle de kadınlar için. Bu temada bulabileceğiniz Spor Büstiyeriyle spor yaparken çok daha rahat hareket edebileceksiniz. Tamamen dikişsiz ve yumuşak olan bu ürün, hava geçiren yapısıyla sizi rahat ettirecek.

Spora Gidiyoruz temasında bunlardan başka birçok ürün daha bulunuyor. Daha ayrıntılı incelemek için Tchibo.com.tr’ye tıklayıp, keşfe başlayabilirsiniz. Aynı zamanda 444 28 26 numaralı Telefonla Sipariş Hattı’ndan da alışveriş yapabilirsiniz. Şöyle keyifli bir alışveriş yapıp, sonrasında da kahveyle yorgunluk atmak isteyenleri, çalışanlarının yüzünden gülümseme eksik olmayan Tchibo mağazalarına davet ediyor ve ekliyorum yeni temalardan herkesten önce haberdar olmak için Tchibo Facebook (https://www.facebook.com/tchiboturkiye) sayfasını beğenebilirsiniz. Keyifli alışverişler!

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Fatih Terim'e Açık Mektup


Amaçlarının Türk futbolunun geleceği olmadığını çok iyi biliyoruz. Eğer öyle olsaydı; boğazına kadar pisliğe batmış Türk futbolunu kurtarmak için çok kritik bir dönemde göreve gelen mevcut Türkiye Futbol Federasyonu, Türk futbolunun geleceği ve prestiji için karar vermek yerine, yapılanları alelacele örtbas etmeye çalışmaz; kanun önünde, Avrupa futbolunun patronu UEFA nezdinde suçlu bulunanları "şike sahaya yansımadı" gibi komik bir ifadeyle aklamaya çalışmazdı.

Amaçlarının Türk futbolunun âli çıkarları olmadığını çok iyi biliyoruz. Eğer öyle olsaydı; Süper Lig’deki on yedi takımın karşı çıktığı yabancı sınırlaması kuralını sırf tek bir takım öyle istiyor diye ısrarla uygulamaya çalışmazlardı.

Geçen sezon “kalıp savaşacağım” dediğin o insanlar, bugün kendi koltuklarını kurtarmak için senin isminin arkasına sığınmak istiyor. Sudan sebeplerle haftalarca seni tribüne mahkum eden o insanlar bugün kapında yatıp kalkıyor. Türk futbolunun âli çıkarları için senin görüşlerine değer vermeyen o insanlar bugün afili yalanlarla seni kendilerine kurtarıcı yapmak istiyor. Düştükleri dibi görünmez çukurun en karanlık noktasında, senin milli hassasiyetini kullanarak, seni kendilerine kalkan yapmak istiyor.

Bizler; sen A Milli Takım Teknik Direktörüyken, maaşından bahis açıp, yerine gelen ve senden üç misli daha fazla maaş alan Hiddink’in maaşını sorgulamayanları unutmadık! Maaşınla ilgili TBMM’ye soru önergesi verenleri unutmadık!

Bizler; sen A Milli Takım Teknik Direktörüyken, ülke tarihinin açık ara en başarılı hocasını ailesi üzerinden yıpratmaya çalışanları unutmadık!

Siyasi otoriterin sporun tüm hücrelerine nufuz ettiği bu dönemde üzerinde oluşan baskının farkındayız. Milli hassasiyetini kullanarak seni Galatasaray’dan koparmak için oynanan bu oyunun farkındayız. Bu baskılar karşısında dimdik duracağını da çok iyi biliyoruz.

Sen, “Galatasaraylı Fatih yuvasına dönmüştür” dediğin gün, senelerdir göğüs kafesimize sıkışıp kalmış Galatasaraylılık ruhunu özgür kıldın. O günlerde kurulan büyük hayallere iki senedir durmaksızın yürürken hiçbir şeyin buna engel olamayacağını biliyoruz. Bizler bu ülkeye bir gün Şampiyonlar Ligi Kupası’nın geleceğini ve o kupanın da senin ellerinde havalanacağına tüm Galatasaraylılık ruhumuzla inanıyoruz.

Bizler; Fatih Terim’in adaletin olmadığı yerde olmayacağını çok iyi biliyoruz.


Bizler; Fatih Terim’in sadece olması gereken yerde olacağını çok iyi biliyoruz.

Bizler; “Demek ki yüzüncü yılda Galatasaray'ın başında olmak bize nasip değilmiş” dediğin gün boğazımıza kancalanan o şeyi hiç unutmadık!


Kendini Galatasaray’a adamış ve bu ailenin bir ferdi olmaktan her zaman gurur duymuş birinin Galatasaray’dan vazgeçeceğine hiçbir zaman inanmadığımız gibi “seni sevenleri üzmeyeceğine” de gönülden inanıyoruz.

Fikri Hür, Vicdanı Hür, İrfanı Hür Galatasaray Taraftarları

rerererarara.net


Kayserispor 1 - 3 Galatasaray


Schalke galibiyeti sonrası herkesin puan kaybı beklediği ve çeyrek finale kalmanın gazıyla da olası puan kaybına kimsenin çok fazla üzülmeyeceği bir deplasmanı kolay geçtik. Motivasyon kaybı beklerken tam tersine oldukça motive çıktı takım maça ve ilk yarıda fişi çekip ikinci yarı Mourinho'ya not defterine yazacak done vermeden aktif dinlenme ile maçı bitirdi.

Drogba, Burak, Sneijder beraber oynar mı sorusu bir anda ortadan kayboldu. Gençlerbirliği maçı ilk yarı, Schalke maçı ilk yarı ve bu maç ilk yarı oynanan oyun Burak, Drogba, Sneijder her türlü beraber oynar dedirtmeye başladı. Dün de Sneijder ve özellikle Drogba'dan bir resital izledik. 0 - 1'den sonra kaçan çok net 2 pozisyon var ki, maçın +7'ye gitmesi işten bile değildi.

Amrabat'a çakmadan yazı bitirmek olmaz. Eski saha ve seyircisi önünde açık alanda belki oynar dedik ama son tercihlerde çuvallamaya devam ediyor. Sağdan inip forvetlerin arkasına kestiği top tam bir faciaydı. Sabri'ye güzel bir top çıkardı ama Sabri de her zaman abanır plase vuracağı tuttu, o da yavaş olunca kaleci zorlanmadan çıkardı. Hamit'in futbol zekası Sabri'de ya da Sabri'nin hızı Hamit'te olsa o kanat ölümcül bir hale gelirdi.

Fatih Terim'e verilen 3 maçlık hak mahrumiyeti cezasından da galibiyetle çıkmış olduk. Yok yere giden 5 puan, 9 olacak farkı 4'te tuttu maalesef.

Milli maç arası genelde bize yaramaz ama bu sefer yarayacağından eminim. Takım hem dinlenir, hem yeni diziliş için daha çok çalışır, hem de ASY Arena'nın zemini 3 haftalık bir süre kullanılmamış olacağı için bir nebze olsun oynanabilir hale gelir.

Çok kritik bir virajı kayıpsız geçtik. Bu maçta yaşanacak bir kayıp hem şikecileri havaya sokabilirdi hem de bizi telaşa sürükleyebilirdi. Sırada içeride peş peşe oynanacak 2 maç var. Alınacak 6 puan şampiyonluk demek. Bence...

Schalke 04 2 - 3 Galatasaray - Gerçekleri Tarih Yazar, Tarihi de Galatasaray


Özlemişiz bu duyguları. Maç sonrası yatağa girdim bir türlü uyku girmedi gözüme, kafamın içinde sürekli attığımız goller ve müthiş zaferimiz.

İlk maç bittiğinde kendi kendime deplasmanda Süper Final'de Fenerbahçe deplasmanında oynadığımız gibi kontrollü oynayıp 90 dakika içinde 1 gol sıkıştırıp turu geçelim diye düşünüyordum. Ama Fatih Terim'i Fatih Terim yapan özelliği sürekli hücum oynama bu maçı ve turu Galatasaray'a getirdi. 

Gençlerbirliği maçının ilk yarısı izlediğimiz demonun daha iyisi ile başladık maça. Melo'nun önünde Selçuk - Sneijder - Hamit üçlüsü sürekli yer değiştirerek oynadılar. Ekran başında biz takip etmekte zorlandık, Schalke 04'lü oyuncuların beyin mıncıklaması geçirmesi çok normal. Yine Gençlerbirliği maçında olduğu gibi bir çok pozisyon ve bir türlü gelmeyen gol. İnsan ister istemez atamayana atarlar psikolojisine giriyor ki Schalke'nin golü de gecikmedi. Riera'nın auta çıkan topa gereksiz müdahalesi ile gelen korner ve ceza sahasında Drogba'ya yapılan ve görülmeyen faul. Mehmet Demirkol maç sonrası hakemi övüyordu ama hakem net çok kötüydü. Maçın başında Burak'ın düşürülmesine çalmadığı penaltı, Kolasinac denen güreşçi bozmasının Drogba'yı biçmesine veremediği kırmızı kart ve yediğimiz ikinci golde Pukki'nin yerde Muslera'nın ayağını tutması ilk etapta akla gelen maçın sonucuna etki eden kararları.


Saldırıp saldırıp atamayıp üstüne golü de yiyince evde totem denemeleri başladı. Salonda oturmadığım koltuk kalmadı, en son televizyonun önünde yere oturmuştum ki Hamit şimdiye kadar vurduğu direklere lanet edercesine 30 metreden yolladı füzeyi. Yine direk ama bu sefer içeri. Hamit'i çok eleştirdim bugüne kadar ama bu maçın ilk yarısındaki performansı beklediğimiz Hamit performansıydı.


Gençlerbirliği maçında saç baş yolduran Burak bu maçta da gole kadar kontrol edemeyip ezdiği toplarla sinir katsayısını yükseltse de attığı goldeki takipçiliği ve girdiği ikili mücadelede yıkılmayıp galibiyet sayısını atması devreye avantajlı girmemizi sağladı. 8 maç 8 gol, üst üste 6 Şampiyonlar Ligi maçında gol atma başarısı, yükseliyor efenim durduramıyoruz :)

Devre arası futbolcular dinlensin diye var ama bizimkilerde ters tepiyor sanırım. Sahadayken sahip oldukları adrenalini mi kaybediyorlar ne yapıyorlarsa artık, ikinci yarıda bambaşka bir takım oluyor sahada. Bu maç için skoru koruma içgüdüsü de vardır mutlaka ama Schalke'nin de hakkını yememek lazım, kısa paslar ve ver-kaçlarla o kadar iyi geldiler ki kalemize, bi 20 dk. soğuk terler döktük. Derken yine tartışmalı bir karambolde beraberliği yakaladılar da hep beraber rahatladık :)

Hiçbir zaman anlam veremediğim ve de veremeyeceğim bir değişiklik Sneijder - Amrabat değişikliği. Tamam Sneijder yoğun baskı altında savunmada aksıyor olabilir ama Amrabat'ın da olumlu tek hareketi olmaz mı arkadaş. Adam eksiltiyor diye biliyoruz, yapamıyor, çalım atabiliyor diye biliyoruz, yapamıyor, şut çekebiliyor diye biliyoruz, yapamıyor. Sezon sonunda, ona verilen bu ileride top tutma görevini layıkıyla yapacak bir transfere ihtiyaç var, tabi kendisine de güle güle demek lazım önce.

Bir diğer geciken ve bence yanlış yapılan değişiklik de Umut - Burak değişikliğiydi. Artık sahada gezinmekten başka bir şey yapamaz hale gelmiş Drogba Umut'la değiştirilebilirdi. Hem kontra ataklarda daha hızlı çıkma ihtimali yakalardık hem de diri Umut savunmaya yardım edip takımı rahatlatabilirdi diye düşünüyorum. Tabi bu yüzden ben masa başında çalışırken Fatih Terim orada kan ter içinde takımı çeyrek finale çıkartıyor. Bizimki sadece kendimizi tatmin.

Son sözü Muslera'ya ayırmak istiyorum. Büyük kaleci nasıl olunur dersi verdi dün. Kritik anlardaki kurtarışlarını maçın son dakikasında topu elle oyuna sokarak golü bulmamızda baş rollerden birini oynayarak taçlandırdı.

6 yıl sonra katıldığımız bu turnuvada gruplardan çıkıp daha da ötesine giderek çeyrek finale çıkmak çok büyük başarı. Etrafta bunu küçümsemeye çalışan kanatlılar var. Ben bu kanatlılar oldukça daha çok enayi gazozu içerim :)

Galatasaray 4 - 2 Orduspor


Dünyanın en salak golü sıralamasında derece kasabilecek bir golle daha 15. dakikada skor üstünlüğünü verdik Ordu'ya. Bu golün aynısını Rüştü Fenerbahçe kalesindeyken bir Gençlerbirliği maçında Ümit Karan'dan yemişti. Gerçi o golde Ümit Karan'ın Rüştü'ye baskısı vardı, bizim yediğimiz daha salakça. Arkadaş adamda şans da olacak. O top Selçuk'un ayağından sekip her yere gider ama konu biz olunca doğru kaleye gitti, neyse. İlk yarı genelinde zaten vasat bir futbol vardı bizim adımıza devre olmadan gelen saçma penaltı golü de tüy dikti üzerine.

11 Aralık 2009 tarihli bir Antalyaspor - Galatasaray maçı vardır. Saçma sapan 2 golle geri düşmüş ama maçı çevirmiştik. O maçın devre arasında "tarih bu maçı comeback olarak yazacaktır" yazmıştım sözlükte. Bu maçta da o hava vardı. Ordu pozisyona bile girmeden 0 - 2 önde gitmişti soyunma odasına. Devre arasında evde bu maçın döneceğini söyledim eşime, o da aynı fikirdeydi. Hatta o skoru bile bildi; 4 - 2 bitecek dedi. Can'ımla Metin Oktay Parçalı'larımızı çektik devre arasında, totemse totem. Soyunma odasında da futbolcular gerekli yüklemeyi almışlar ki, ikinci yarıya çıkarken bir yumak oluşturup galibiyet yemini ettiler. Yeminlerini de tuttular sağ olsunlar. 

Sneijder 1-2 maçtır denediği vuruşu içeri soktuğunda dakika 58'di ve 20 dakikalık gol sağanağı başlamıştı. Bir türlü olmayan Hamit de yerini Umut'a bırakınca geri dönüş fitili ateşlendi. O Umut ilk dokunduğu topta Burak'a golü attırdı. Sonrası zaten keyifle izlenen bir maç ve hepsi birbirinden güzel 4 gol. Hele Selçuk'un hareketli topla attığı frikik golü muhteşemdi.

Semih'in sakatlığı, yabancı sınırı derken zaten sıkıntılı olan savunma bu maçta iyice Allah'a emanetti. Balta zaten baltalığını yaptı. Yaptırdığı penaltının hiçbir izahı olamaz. Topu ilk pozisyonda uzaklaştırması gerekirken, yerde yatan adamın üzerine top sürmek bi bizim Balta'nın aklına gelirdi muhtemelen. Ama Gökhan Zan iyi maç çıkardı. Semih sakatlandığında stopere Balta ve Eboue'yi isteyenler vardı ama benim ilk tercihim Gökhan olurdu. Gökhan da bu fırsatı iyi değerlendirdi. Haftaya Eskişehir maçında Dany cezalı, Gökhan yine sahada olacak, umarım istikrarını sürdürür.


Maçtan ufak tefek notlarla yazıyı bitirelim:
  • daha maçın başında Burak'ın düşürülmesini es geçen hakem rengini hemen belli etti, maç boyunca da farklı bir tutum göremedik.
  • ilk yarı bir yan topta Drogba kafaya çıktığında Orduspor kalecisi gelip Drogba'ya çarptı ve topun hakimiyetini kaybetti, hakem Drogba'ya faul verdi. (yukarıdaki fotodaki pozisyon) Drogba olduğu yerde zıplarken kaleci gelip Drogba'ya çarpıyor. Burada kalecinin ceza sahasındaki dokunulmazlığı kuralı işlemez.
  • ikinci yarı yine bir yan topta Drogba rakip defanstan bir oyuncuyla kafaya çıktı, rakip oyuncunun topla uzaktan yakından alakası yok, Drogba'yı indirdi ama devam kararı geldi. Bundan bir kaç hafta önce çok benzer bir pozisyonda - sanırım Sow - penaltı almıştı.
  • maçın son bölümünde Burak sol açıkta topla buluştuğunda Amrabat ceza sahasına doğru hareketlendi ve çok müsait bir pozisyondaydı. Top istedi Burak'tan ama Burak ısrarla topu atmadı Amrabat'a. Görmediğini sanmıyorum. Bilerek vermedi gibi göründü ekran başından.
  • Tribün Sneijder'in golüne kadar uykudaydı, golden sonra geri dönüşe katkı yaptılar.
  • Eboue oyundan alınırken skor 1 - 2 aleyhimize olmasına rağmen sahayı yürüyerek terk etti. Bu salaklığın sebebini anlayamadım.
  • Son olarak Drogba is the Beast demek istiyorum. Adamın üzerinde sürekli 3 oyuncu oluyor. Dün 2 kişiyi pert etti. Burak Drogba'nın boşalttığı alanları iyi doldurursa bu sene gol rekorunu kıramasa bile çuvalla gol atar.
  • En son olarak ise Sneijder doğru yerde oynayınca neler yapıyor gördük. Sol açık fantezisini daha fazla uzatmayız umarım.
  • Ha bir de unutmadan; devre arasında türeyen çakma Ordulular maç sonu Ordu'ya sövüyordu. Böyle bukalemunları ortaya çıkarıyorsun ya seni daha çok seviyorum Galatasaray. Gollerin dağılımı da şöyle; Ordu'ya 1, Digitürk'e 2, Fenerasyona 3, MHK'ye 4...


Galatasaray 1 - 1 Schalke 04



Drogba ve Sneijder takviyeleri ile tavana vuran götümüzü daha 1. dakikada indiriyordu Schalke. Erken uyarıydı bu ama çok da dikkate almadık. Golü bulduk ama Schalke'nin direği yalayan 2 topu var ki turu burada bırakmış olabilirdik. Tabi aynı şekilde, Hamit Ünal Karaman'ın milli takımda İngiltere'ye atamadığı gole özenmeseydi, 2 - 0'ı bırakın çevirmeyi Schalke turu burada bırakacaktı.

Sneijder, Drogba ve Burak'ı 11'de görünce Hollandalı'nın sol kanatta oynamasını beklemiyordum açıkçası. Fizik eksiği olan bir oyuncunun vekaleten bek oynayan bir adamın önünde oynaması o kanadın felç olması demekti. Nitekim ilk yarı otoban olan sol kanadımız ikinci yarı Amrabat'tan sonra muazzam bir Riera performansı izletti bize. Amrabat'ın girişi savunma anlamında olumlu etki yarattı ama Sneijder - Amrabat değişikliği neresinden tutsan elde kalan bir değişiklik. Özellikle ilk yarıda doğru atılamayan paslar nedeniyle giremediğimiz karşı karşıya pozisyonları düşündüğümüzde, bu pasları en iyi verebilecek olan adamı kenara alıp ne işe yaradığını hâlâ anlayamadığım Amrabat'ı oyuna almak takımın oyun zekasını oldukça geriye çekti.

Golü erken bulunca takıma gelen güven bize pahalıya patladı diyebiliriz. Gole kadar ve golden sonra dahi çok tehlikeli pozisyonlar yaratan Schalke'nin üzerine bu kadar cesurca gitmek çok akılcı bir iş değildi. Önde olduğun bir maçta kontradan gol yemek Şampiyonlar Ligi seviyesindeki bir takıma yakışmıyor. Dany'nin çok büyük hatası var ama sanki gol atmak zorundaymışcasına yüklenmeye gerek var mıydı tartışılır.

Melo'nun Beşiktaş maçında uğradığı haksızlıktan sonra Melo'yu göndermeye çalışanlar ne kadar gerekli bir oyuncu olduğunu bir kez daha anlamışlardır herhalde. Özellikle ilk yarı Selçuk'un da yardımıyla harika savunma yaptılar. Selçuk zaten maçın adamıydı bana göre. 

Hamit'e zaman lazım diyenin ağzına kürekle vuracağım bundan sonra. Sezon bitti biz hâlâ Hamit bekliyoruz. Sezonun fiyaskosu Hamit, yüzyılın kazığı Amrabat, sbt... Bir de Eboue girdiğinde Sabri'yi ileri çıkarmak yerine Eboue ileride denenebilir miydi acaba diye düşünmeden edemiyorum.

Karalar bağlanacak bir durum yok ortada. Neticede bu adamlar gruplardan yenilgisiz çıkmış bir takım. 2 transferle turun favorisi olunmuyor bunu sahada gördük. Her şey ortada henüz. Sözüm ona deplasmanda yine kendi seyircimizin önünde oynayacağız. Dünkü gibi ya herro ya merro deyip saldırırsak hüsran olur. Süper Final'de Fenerbahçe'ye karşı oynanan oyun gibi sabırlı bir oyun lazım ikinci maçta. Bir tane sıkıştırır turu kaparız. 

Galatasaray 2 - 1 Beşiktaş



Kendilerini dev aynasında görüp yerli Barcelona diye ortalıkta gezinen bir güruh vardı uzun zamandır ortada. Oyna(ma)dıkları oyuna bakmadan sağda solda ahkâm kesiyorlardı. 4 yıldır göremedikleri liderlik koltuğuna oturma hayalleri ile her hafta yanıp tutuşuyorlardı. Dün hiçbir şey olmadıklarını gördüler.

Henüz maçın başında saatler 19.03'ü gösteriyorken attığımız gol zaten makara için yeterliyken ilk yarının uzatmasında gelen ikinci gol ikinci yarı eğlence büyük olacak diye düşünmeye itti doğal olarak bizi.

İkinci yarıya yediğimiz şok golle başlamamıza rağmen devamında Sneijder ve Burak ile eğlenceye devam edeceğimizden emindik. Ta ki yardımcı hakemin görmediği bir tükürüğü ispiyonlamasına kadar. Oğuzhan denen karaktersizin oscarlık performansı sonucu ta fizandan tükürük damlası görebilen hakem müsveddesi takımı doğramak için fırsat kollayan Tolga Özkalfa'nın eline istediği kozu veriverdi. Burada Melo'ya yüklenenleri anlamakta zorlanıyorum. Birincisi adam tükürmedi, önce bu konuda bi anlaşalım. Sonra da Melo hep başını belaya sokuyor orada olmamalı konusuna gelelim. Bu adamı sahadaki arıza halleri ile sevdik biz. Rakibe bulaşıp sahada savaştığı için. Şimdi onu bu sevdiğimiz konu yüzünden yargılamamız iki yüzlülük oluyor biraz sanki. Adamın karakteri bu istesek de değişmez. Her maç kırmızı yeme potansiyeli mevcut ve bunu bilerek transfer edildi. Elin ezikleri Meyreleş her türlü pisliği yaptığı halde herifi savunurken, geçen seneki şampiyonluğun başrol aktörlerinden olan Melo'nun da savunulmayı hak ettiğini düşünüyorum.

Kırmızıdan sonra, Fatih Terim'in bu seferki gelişi ile kendisinde gözlemlenen değişiklik olan skoru koruma işini yine başarı ile gerçekleştirdik. Öyle ki, son yarım saatte pozisyon vermezken Hamit'in ağırlığından harcanan kontra ataklarlar farkı bile açabilirdik. Hamit demişken, maça çok iyi başladı ama sonrasında maçın sonuna doğru giderek kötüleşen bir performans izledik. Skoru korumadaki etkili aktördü belki ama skoru hem lehimize hem de aleyhimize korudu demek yanlış olmaz herhalde. Balta yerine Hamit - Aydın değişikliği acaba daha efektif olabilir miydi maçın sonunda?

Sneijder ilk maçında ürkek bir tavır sergiledi ki bu çok doğal. Yeni bir ülke, yeni bir kültür, yeni bir takım ve ilk maç. Görüntü olarak ürkekti ama bu kadar basit oynayan bir futbolcu uzun zamandır seyretmemiştim. Hani meşhur bir lafı vardır Cruyff'un; "Futbol basit bir oyundur, zor olan onu basit oynamaktır." diye. Lafı söyleyenle bunu yapanın aynı milletten olması tesadüf değildir herhalde.

Bir de Dentinho diye bir kişiliksiz katmışlar ki takıma 2 günde hemen kendilerine benzetmişler. Engin'in müdahalesinden sonra attığı taklalar ve kıvranmasına bakılırsa bir bacağı koptu, futbol hayatı bitti. Tamam takımına yaranmaya çalış eyvallah da olumlu bir şeyler yap önce de diğerleri belki görmezden gelinebilir. Hala takla atıyormuş diyorlar.

Bu sonuç ve Drogba transferi ile lig bitmiştir. 5 puanlık fark kapanmaz açılır. Kanatlılar da kudurduklarıyla kalırlar...

Galatasaray 1 - 2 1461 Trabzonspor

Bence maçın adamı. Eğer maçın adamı savunma adamıysa sıkıntı büyük demektir.
"Olur öyle top bu" der Captano hep ama bu maç o maçlardan değil. Maç sonu rakibi küçümsemedik diyor Fatih Terim. Sahadaki kadro ve oyun tam tersini gösteriyor.

Rotasyon yapayım derken dozunu kaçırınca elin oğlu acımıyor. Aslında rotasyon olmayan bu rotasyon çakması ile Balıkesir'i yenersin belki ama 1461 Trabzon taş gibi takım, hafife alırsan seni şikecilerin diline düşürür. 11 benzemez anca bu kadar oynardı, daha fazlası daha alt seviye takımlarda işe yarar. Hani sezon başı transferler yapılır, hazırlık kamplarında amatör küme takımlarıyla maçlar oynanır 0 - 0 filan biter ya, işte aynı hikaye. Oyuncular sadece antrenmanda birbiriyle beraber oynamışsa maç performansı anca bu kadar olur.

Hamit ile geçirmeye başlayım. Geldiğinden beri top oynamıyor, bir iki göz boyama maç dışında - ki o maçlarda da ben göremedim Hamit'i - takımın sağ taraftaki el freni. Aynı el freninin soldaki ismi ise Amrabat. Bu maçlarda bile oynayamayacaklarsa hangi maçta katkı bekleyeceğiz acaba? Çağlar Birinci diye bir adam var. Bu adama karşılık Semih'i kaybediyorduk, inanabiliyor musun Haşmet? Hele Cris, bu sezon hatasından gol yemediğimiz maç yok sanırım. Kulübeye mahkum Gökhan Zan muazzam top oynadı mesela akşam. Sakatlığı olmadığı zaman Türkiye'nin üst düzey stoperlerinden ama biz allahlık Cris'e güveniyoruz. Bitmedi, Emre Çolak var mesela. Top geveleme ustası. Önce kendine çalım atıyor sonra rakibine çalım atmaya çalışıyor, becerirse durup bir daha aynı rakibi geçmeye çalışıyor. Tam dayaklık, sahadakilerin sabrına hayranım bu konuda. Sabri yine elinden gelenin fazlasını yaptı, bazı maçlar kadroda bile olmuyor ya, bu Sabri'ye yapılan çok büyük bir ayıptır. 11 olmasa bile sahaya çıkmayı hak ediyor. Neyse uzatmayalım...

Maç sonu sosyal ağlarda hemen Türkiye Kupası tü kakacılar türedi. Neymiş efendim zaten 14 tane varmış da olmayanlar alsınmış biraz da. Yok ya?! Ezik edebiyatıdır bu. Fenerbahçe'nin 30 yıl alamadığı kupaya önemsiz muamelesi yapmasından ne farkı var? Galatasaray mücadele ettiği tüm kupalara taliptir. Tabi burada "mücadele" anahtar kelime. Dün akşamki gibi ruhsuz oyunun mazereti olamaz. Son 20 dakika oynanan top 70. dakikaya kadar neden oynanmaz asıl soru bu. 2 tane yedikten sonra çıkarmaya kasmanın mantığı nedir. Allahtan futbolun adaleti varmış da dün akşam maç dönmedi. Yazık olurdu gerçekten. Maç geneli hak edecek oyunu oynamış olsak eminim Aydın ve Cris'in direkten dönen toplarından en az biri içeri girerdi.

Fenerbahçe maçını kazanın bunu telafi edin diyenler var ama o maçla bu maçın alakası yok. O maç kendi içinde değerlendirilmeli bu maç kendi içinde. Sonuçta Fenerbahçe'yi yenince kupada gruplara almayacaklar bizi. Bu maç gitti gider. Geçmiş olsun...

Sivasspor 1 - 3 Galatasaray


Kolpasın olm işte :)
Avrupa zaferleri öncesi ve sonrası hep zordur. Hele bir de Sivas deplasmanıysa bu zorluk derecesi artar. Maç öncesi beraberliğe razı mısın deseler evet derdim muhtemelen. İyi ki bana sormamışlar.

Ligde alışık olmadığımız bir rotasyon vardı. Melo'nun cezalı olmasının yanında Hamit'in sonunda kesik yemesi iyi oldu, darısı Amrabat'ın başına.

Maç başladı daha üçlü bitmeden golü bulduk. Maça 1 - 0 başlamak bu olsa gerek. Geçen Galatasaray Sözlük'te maçlara 1 - 0 galip başlayamıyoruz o yüzden puan kaybediyoruz diye ironik bir entry görmüştüm. Üzerine maça böyle başlayınca ve maçın devamında da beraberlik gelince maça önde başlamamız gerekliliğinin şaka olmadığını da anladık. Atmadan yemiş olsaydık acaba bu kadar rahat geçer miydi maç?

Maç istatistikleri enteresan %60 - %40 topla oynama oranı Sivas lehine, 17 şut atan Sivas'a 4 şutla karşılık vermişiz. Skora bakarsak %5'e %75'lik bir isabet oranımız var. Varsın olsun, maçı kazanalım da.

Avrupa sonrası Fenerbahçe derbisi öncesi zorlu deplasmandan alınan 3 puan altın değerinde. Pazar da benzer bir skor fena olmaz.

Kolpa yine attı golünü topu alırken faul yaptı ama hakem es geçti. Şikeciler ağlamadı hayret, bizim maça o kadar odaklanmışlar ki. Ortalığı germek için çalışıyorlar bu ara, bunu atlamaları normal. Umut'un Fener maçı öncesi verdiği mesaj da önemli. Süper Kupa maçında bela olmuştu, yine olacak gibi bir görüntü çizdi. Geçen sene de Fener maçı öncesi Sivas deplasmanı vardı. Necati'nin jeneriklik golü ile açılmıştı perde. Ateş seni çağırıyor demiştik. Necati atamamıştı ama Baros'un son saniyede direkten dönen topu ile galibiyeti kaçırmıştık. Bu sefer ellerinde şapkadan tavşan çıkaracak bir Alex yok. (Bir Alex değil gibi oldu) Selçuk da oynamazsa sürpriz ihtimali sıfıra iner.

Bu ayki zor maçların ilkini kolay aldık darısı önce Fener sonra Trabzon'un başına.

Braga 1 - 2 Galatasaray



Hafta sonu Gaziantep karşısında kaybedilen 2 puanı futbolcuların aklı Braga maçında diye yorumlamıştık ve ben, "ManU nasıl olsa Cluj'u yenecek akıllar neden Braga'da olsun, yenilsek de çıkıyoruz. Asıl önemli olan ligdeki maçı kazanmak." diye bu duruma sinirlenmiştim. Bu saçma düşüncemi bana yedirdikleri için önce Alex Ferguson'a sonra da İmparator'a müteşekkirim. Her maç kendi içinde önemlidir tabi ama kaybettikçe lider kalmaya devam ettiğin bir lig maçındansa tamam mı devam mı maçının kazanılması çok daha önemli tabi.

Fatih Terim aforizmalarının gerçeğe döndüğü bir maç oldu yine. Geçen sene süper zırvanın son maçında Kadıköy'e giderken "Galatasaray istediğini istediği yerden alacak güce sahiptir." demişti ve o maçı gerektiği gibi oynayarak Şampiyon olmuştuk. Bu maçta da bunu yaptık ve turu aldık.

Maç aslında çok da iç açıcı başlamadı. Braga'nın Cluj'a tur hediye etme hevesi ve iştahı karşısında yapılan acemice top kayıpları hep kalede tehlike yarattı. Uzun bir süre futbol tanrısının korumasında idare ettik ama Melo'nun amatörce ıskasına futbol tanrısının bile yapacağı bir şey yoktu. Sonrasında soyunma odasına başka gol yemeden girdiğimize dua ettik. Bu saçma sapan futbol yüzünden ilk yarı ismini en çok duyduğumuz isim Semih oldu. Allahtan hatasız oynadı da ikinci yarı sadece 1 golü çıkarmaya çalıştık.

Yılmaz'lar
İkinci yarıya iki pırpır adamla başlayan Terim orada maçı aldı. İki hızlı adamın girmesiyle kanatlara canlılık geldi ve Amrabat'ın geldiğinden beri ikinci olumlu hareketi ile kafa golü atamayan(?) Burak beraberliği sağladı. İlk olumlu hareketi de ıslak Cluj maçında yine Burak'a attırdığı kafa golüydü zaten. Burak konusuna yazının sonunda yine değiniriz. Old Trafford'daki yatışın da etkisi ile artık kendi göbeğimizi kendimiz kesmemiz gerektiğini anlayan takım top oynamayı da hatırladı ve Melo'nun şutunu takip eden Aydın jübilesini Galatasaray'da yapmayı garantileyen golü attı.

Avrupadaki taraftar > Arena'daki taraftar
Şimdi büyük bir keyifle 20 Aralık'taki kura çekimini beklemeye başlayabiliriz. Kim gelsin? Şu gelsin, bu gelsinler havada uçuşuyor. Bize kimin geleceği bir yana bütün grup birincileri bizi istiyordur şimdi.

Cluj maç sonrası timsaha yatmış diye duyduk. Bu 1907 senesinde bir sıkıntı var sanırım. O sene kurulan takımlar timsaha yatmaya çok meyilli. Allah akıl fikir versin ne diyim.


Burak Yılmaz konusunu unutmayalım bitirmeden. Kolpa yine golünü attı. Bana nazire yaparcasına güzel goller atmaya devam ediyor. Ama hala ısrar ediyorum top kontrolü 0 (yazıyla sıfır). Aldığı topların %90'ını eziyor. Kafayla gol atmayı öğrendi. biraz da top kontrolü öğrensin allayıp pullayıp satarız İspanya'ya :) Dediğim gibi, ben beğenmeyim de o gol atsın yeter ki.

Spor Dünyasından Çok Güzel Bir Haber



Bugünlerde spora dair duyduğumuz en güzel haber Nesine.com'dan geldi. Türkiye'de bir ilki gerçekleştirmişler ve artık İddaa maçları canlı olarak Nesine.com'dan izlenebilecekmiş.

Bunun için biz sporseverlerin tek yapması gereken, Nesine.com'a üye olduktan sonra, bültende takım isimlerinin yanında yer alan kırmızı TV logolu maçlardan izlemek istediklerini seçmek ve kuponlarına eklemek.

Özellikle internet üstünde link arayan, canlı skor sitelerini takip eden, forum forum dolaşıp maç skorunu öğrenmek isteyen onbinlerce sporsever için bu haber bizce devrim niteliğinde. Düşünsenize çok izlemek istediğiniz bir maç var, TV'de yayını yok. Link falan arayacağınıza küçük bir kupon yapıyor ve keyifle maç saatini bekliyorsunuz.

Üstelik oldukça iddialı ligleri yayınlıyorlar. İspanya La Liga, Almanya Bundesliga, İtalya Serie A, Fransa Ligue 1, Hollanda Ligi gibi çok izlenen ligler, Copa Libertadores, Copa Sudamericana gibi Güney Amerika'nın en önemli organizasyonları, Dünya Kupası Elemeleri, Fransa ve İspanya Kupa maçlarının yanı sıra basketbolda Euroleague’in de yer aldığı 50’nin üzerinde futbol ve basketbol ligini canlı canlı izleyebileceğiz.

Artık kimse de beyler link var mı diye sormaz herhalde:)

Daha detaylı bilgi için sizi tv.nesine.com adresine alalım.


Bir bumads advertorial içeriğidir.

Red Bull, Hayallerini Kalkış Pisti ile #kanatlandirir!

Eğer gerçekten inanırsan o zaman herşey mümkün. Şimdi senin sıran!



Red Bull yıllardır insanları ve fikirlerini kanatlandırıyor. Şimdi uçma sırası sende. Eğer senin de mükemmel bir fikrin varsa, videonu yükle ve bunu @RedBullTR ile paylaş. Videoyu izleyenler tarafından oylansın ve jüri değerlendirmesiyle gerçeğe bir adım daha yaklaşsın. Hazır mısın? O zaman gel ve kanatlarını al.
Acele davran; bir adım ilerde olmak için videonu yüklemeyi unutma!
www.kalkispisti.redbull.com.tr/kalkispisti
Konuşmaya dahil olmak için tık: #kanatlandirir

Bir bumads advertorial içeriğidir.
Related Posts with Thumbnails